Merhum Muhsin Yazıcıoğlu‘na bir defasında Uluslararası İnsan Hakları Örgütü’ne başvurup başvurmadığını sormuştum.
Zira 12 Eylül darbesiyle birlikte mahkûm edilen siyasi suçlulardan biriydi ve 5.5 yılı hücrede olmak üzere 7.5 yıl Mamak‘ta yatmıştı.
Muhsin Başkan sorumu gayet net bir şekilde cevaplamıştı: “Ülkemi kötü göstermemek için hiçbir zaman çektiğim işkencelerden bahsetmedim…”
Şair ve mütefekkir Necip Fazıl‘ın da ömrü neredeyse cezaevlerinde geçti. O kadar ki vefat etmeseydi, Kenan Evren‘in açtığı davadan 5 yıl daha yatacaktı. Yani, 78 yaşında darbecilerden aldığı mahkûmiyeti “onur nişanesi” mesabesinde boynunda taşıyarak ruhunu Hakk’a teslim etti.
Cinnet Mustatili adlı eserinde hapishane anılarını anlattı. Ayrıca, Çetin Emeç‘in çıkardığı Son Posta’da 1962’de kaleme aldığı “Kırmızı” serlevhalı makalede altı yedi santimetrelik zindan deliğinden gördüğü gardiyanı şöyle anlatmıştı: “Tam bir buçuk yıl, kızıl yosunu gözlerini üzerimden ayırmayan kırmızı yakalı zindan bekçisi, adımı unuturum seni unutmam!..”
Demem o ki merhum Üstadımız hiçbir şeyi unutmadı; zindan bekçisinin kırmızı yakasına kadar. Lakin Batı’ya, Batılıya ülkesini gammazlamak aklının ucundan bile geçmedi.
Tamam, Necip Fazıl da Muhsin Yazıcıoğlu da büyük dava adamıydılar, onlardan beklenen zaten buydu.
Peki Süleyman Demirel’e ne buyrulur? Kaç kez aşağılanarak alaşağı edildiği hâlde ülkesi aleyhine konuşmadı. “Neden yurtdışına çıkmıyorsunuz?” sorusuna “Çıkıp da ülkemi mi şikâyet edeyim!” karşılığını verdi. Hülasa, orta yolcu ve hatta 28 Şubatçı Demirel bile ülkesini gammazlamadı.
Ya bunlar? Sahi bunlar ne yaptılar?
“İsrafı” bitireceğiz diyerek işbaşı yaptılar. O kadar ki “temel atmama töreni” bile düzenlediler. Fakat hırsızlık yaparken tek ayak üstünde yakayı fena halde yargıya kaptırdılar.
Malumunuz iddialar korkunç: Çıkar amaçlı suç örgütü kurmak… Konuşulan rakamlar da 560 milyar, boru değil.
Medyaya yansıyanlara bakacak olursak, bunlar bütçeyi yolda kalan otobüslere veya yürümeyen merdivenlerin tamiri gibi boş işlere “israf” etmek yerine direkt cebe indirmişler!
İddialara verdikleri cevaplar da en az “israf” muhabbetleri kadar komik.
Villalar, para kuleleri, rüşvetler soruluyor, bunlar “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” diyorlar. Sanki dersin Uğur Mumcu’nun “Bu ülkede banka soyarken kar maskesi, ülke soyarken Atatürk maskesi takılır” sözünü unutturmamaya azmetmişler gibi.
Bir acayip hâl: Hırsızlık iddialarını çürüten de yok içlerinde, yapmadık diyen de! Tüm söyledikleri “Falan AKP’li de hırsızlık yapmıştı, ondan hesap sorulmadı ama!” iddiasından ibaret. Müthiş “orantısız zekâya” sahip oldukları için olsa gerek, ileri sürdükleri mezkûr argümanın hırsızlığın bizzat itirafı anlamına geldiğinin farkında değiller.
Mahcup olmak mı?
Tam aksine, İngiltere‘den Amerika‘ya kadar kimi bulmuşlar, hangi mecraya ulaşmışlarsa ülkemizi şikâyet ettiler, ediyorlar. Dahası, dünün müstevlilerine neden baskı yapmıyorsunuz, müdahale etmiyorsunuz diyorlar.
Gelgelelim, “Kendimizi terk edilmiş hissediyoruz!” şeklindeki sitemleri gammazlamaktan ziyade, “Biz kimin için o kadar mücadele ediyoruz, sahip çıkmayacaksanız işi bırakıyoruz!” yollu “taşeron” edalı bir tavır gibi duruyor.
İster misiniz bunlar işi bıraksın; işi, yani Batı işbirlikçiliğini.
Olabilir mi böyle şey? Yaşanabilir mi böyle bir zihniyet devrimi? Esnafı boykot etmek veya sanatçı arkadaşlara mahalle baskısı yapmak gibi devasa işler varken böyle antiemperyalist tavırlarla değerli vakitlerini “israf” etmeyi göze alabilirler mi?
Hiç sanmam ama sömürge aydınlarından yüz çevirsinler, komprador burjuvazinin gözlerine bakmaktan vazgeçsinler, Oktay Sinanoğlu gibi ülkelerine gönülden bağlansınlar, Attila İlhan‘ın “Türkiye’nin bir hain kontenjanı var, bu nüfusun yüzde 10’udur…” dediği “hainlerle” irtibatlarını adamakıllı kessinler, İngiliz Büyükelçisi ile gizli gizli görüşen belediye başkanlarıyla aralarına mesafe koysunlar ben kendi adıma CHP’li olurum.
Kaynak = https://www.sabah.com.tr/yazarlar/salih-tuna/2025/04/05/o-zaman-chpli-olurum